Bir kimse namaz kılmayan çocuğundan sorumlu mudur ?

Tolga

New member
Bir Sabah Kahvaltısında Başlayan Büyük Soru: Çocuğun Namazı Kimin Meselesi?

Geçenlerde aile grubunda öyle bir tartışma başladı ki, normalde sadece “Akşam ne pişirelim?” sorusuyla hareketlenen grup bir anda küçük çaplı bir fikir konferansına dönüştü. Bir amca “Çocuk namaz kılmıyorsa anne baba hesap verir” dedi, ardından başka biri “E iyi de çocuk 25 yaşına gelmiş, hâlâ kumandayı bile kendi yerine koymuyor, bunun da hesabını mı anne baba verecek?” diye sordu. O anda anladım ki mesele sadece namaz değil; sorumluluk, eğitim, sevgi ve insanın kendi tercihlerinin nerede başlayıp nerede bittiğiyle ilgili.

Aile hayatında bazı konular vardır, herkesin söyleyecek bir sözü bulunur. Çocuğun dersleri, mesleği, evliliği, arkadaş çevresi… Bir de manevi hayatı vardır ki burada işler daha hassas hâle gelir. Çünkü insan hem çocuğunun iyiliğini ister hem de onun kendi iradesine sahip bir birey olduğunu unutmamak gerekir.

Peki gerçekten bir kimse namaz kılmayan çocuğundan sorumlu mudur? Anne baba nereye kadar sorumludur, nerede çocuğun kendi seçimi başlar? Bu soruya tek cümlelik cevap vermek kolay görünse de hayatın içindeki örnekler oldukça farklıdır.

Sorumluluk Eğitmekle Başlar, Kontrol Etmekle Değil

İslam anlayışında anne babanın önemli görevlerinden biri çocuklarına dini değerleri öğretmek, güzel örnek olmak ve onları iyiliğe yönlendirmektir. Kur’an’da aile bireylerinin korunması ve eğitilmesi konusunda sorumluluk vurgulanır. Ancak bu sorumluluk, çocuğun bütün hayatını uzaktan kumanda ile yönetmek anlamına gelmez.

Bir çocuğa namazın önemini anlatmak, onu ibadete teşvik etmek ve uygun ortam hazırlamak anne babanın görevidir. Fakat belli bir yaştan sonra kişinin kendi iradesi ve tercihi devreye girer.

Bunu şöyle düşünebiliriz: Bir baba çocuğuna bisiklet kullanmayı öğretir. Dengesini nasıl kuracağını gösterir, düşerse kaldırır, hatta ilk zamanlarda arkasından tutar. Fakat çocuk büyüdüğünde bisiklete binip binmeyeceği kendi kararına kalır. Baba bütün hayatı boyunca çocuğun gidonu tutamaz. Tutarsa zaten bisiklet kullanmayı öğrenmesinin de anlamı kalmaz.

Manevi eğitimde de benzer bir denge vardır. Rehberlik etmek vardır, zorla karakter inşa etmek yoktur.

Anne Babaların İçindeki Sessiz Endişe: “Acaba Yeterince Çabaladım mı?”

Özellikle annelerde sık görülen bir durum vardır: Çocuğun yaptığı her yanlış davranışı kendi eksikliği gibi görmek. Bir anne “Ben iyi anlatamadım mı?”, “Ben nerede hata yaptım?” diye kendisini sorgulayabilir.

Bu duygunun içinde aslında büyük bir sevgi vardır. Çünkü anne çoğu zaman sadece çocuğunun davranışına değil, onun geleceğine de bakar. Onu korumak ister. Bazı anneler çocuklarının namaz kılmadığını gördüğünde kızmaktan önce üzülür. “Benim çocuğum Allah ile bağını güçlendirse ne güzel olurdu” diye düşünür.

Ancak sevgi ile suçluluk arasında ince bir çizgi vardır. Bir anne veya baba çocuğuna doğruyu anlatabilir, güzel örnek olabilir, dua edebilir. Fakat çocuğun kalbindeki tercihi tamamen kendi kontrolüne alması mümkün değildir.

Burada önemli soru şudur:

“Ben çocuğuma doğru yolu göstermek için elimden geleni yaptım mı, yoksa onun yerine yaşamaya mı çalışıyorum?”

Bu iki durum birbirinden çok farklıdır.

Erkeklerin Çözüm Arayan Yaklaşımı, Kadınların İlişki Kurmaya Odaklanan Tarafı

Aile içinde bu konu konuşulduğunda bazen farklı yaklaşım tarzları ortaya çıkar. Elbette her erkek ve her kadın aynı değildir; insanların karakterleri, yetişme biçimleri ve deneyimleri farklıdır. Ancak günlük hayatta bazı eğilimler gözlemlenebilir.

Bazı babalar daha stratejik düşünür. “Nasıl bir yöntem izleyelim?”, “Çocuğa bunu nasıl anlatabiliriz?”, “Hangi ortam onun üzerinde daha etkili olur?” gibi çözüm arayışına girerler. Bir baba, oğluyla futbol izlerken veya birlikte araba kullanırken konuya dolaylı şekilde yaklaşmayı tercih edebilir. Ona göre doğru zaman ve doğru iletişim yöntemi önemlidir.

Bazı anneler ise daha çok ilişkinin duygusal tarafına odaklanabilir. “Çocuğum neden uzaklaştı?”, “Onu kırmadan nasıl yaklaşırım?”, “Kalbinde hangi soru var?” gibi noktalar üzerinde durabilirler.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, bu yaklaşımları kesin kalıplar olarak görmemektir. Çözüm odaklı bir anne olabilir, duygusal bağ kurmaya çalışan bir baba olabilir. Asıl önemli olan çocuğun bir “problem” değil, anlaşılması gereken bir insan olduğunun fark edilmesidir.

Mesela Mehmet Bey yıllarca oğluna namazı öğretmeye çalışmış olabilir. Her sabah hatırlatmış, camiye götürmüş, güzel örnek olmaya çalışmış olabilir. Oğlu yetişkin olduğunda hâlâ düzenli namaz kılmıyor diye Mehmet Bey’in bütün emeğini değersiz görmek doğru değildir.

Aynı şekilde Ayşe Hanım da kızının ibadet konusunda uzak kaldığını görünce onu sürekli eleştirmek yerine sohbet etmeyi seçmiş olabilir. Çünkü bazen bir insanın kalbine ulaşan yol, uzun nasihatlerden değil, samimi bir konuşmadan geçer.

Baskı mı, Davet mi? İnce Çizgiyi Kaçırmamak

Dini konularda ailelerin en çok zorlandığı noktalardan biri şudur: Çocuğu teşvik etmek ile onu bunaltmak arasındaki denge.

Sürekli eleştirilen bir çocuk bazen davranışını düzeltmek yerine konudan uzaklaşabilir. Çünkü insan doğası gereği kendisini sürekli yargılayan bir ortamdan kaçmaya meyilli olabilir.

Bir baba her gün “Namaz kıldın mı?” diye sorabilir. Ancak bazen çocuğun ihtiyacı olan şey sadece bu soru değildir. Belki çocuk inançla ilgili kafasında sorular taşıyordur. Belki çevresinden duyduğu bazı şeyler onu düşündürüyordur. Belki de sadece alışkanlık kazanmakta zorlanıyordur.

Bazen “Bugün nasıl hissediyorsun?” sorusu, “Namazını kıldın mı?” sorusundan daha büyük bir kapı açabilir.

Çünkü insan sadece davranışlardan oluşmaz. Duyguları, düşünceleri ve yaşadığı deneyimleri de vardır.

Çocuğun Yaşı Önemlidir: Küçük Çocuk ve Yetişkin Evlat Aynı Değildir

Burada yaş faktörünü de göz ardı etmemek gerekir.

Küçük bir çocuk dini alışkanlıkları öğrenme dönemindedir. Anne baba ona rehberlik eder, öğretir ve alışkanlık kazandırır. Bu dönemde ebeveynin etkisi oldukça fazladır.

Ancak yetişkin bir insan kendi kararlarını verir. Üniversiteye giden, çalışan, kendi hayatını yöneten bir kişinin bütün tercihlerini anne babasının omuzlarına yüklemek doğru olmayabilir.

Bir anne babanın görevi çocuğun yerine hayat yaşamak değildir. Görevi ona sağlam bir temel vermektir.

Tıpkı bir bahçıvan gibi… Bahçıvan toprağı hazırlar, tohumu eker, su verir. Fakat ağacın büyüme sürecinde doğanın da etkisi vardır. Bahçıvan ağaca değer verir ama ağacın her yaprağını eliyle açamaz.

Forumdaki Farklı Sesler: Her Ailenin Hikâyesi Başkadır

Bu konuda insanların deneyimleri birbirinden çok farklıdır.

Kimi ailelerde çocuk küçük yaşta namaza alışır ve bunu hayatının doğal bir parçası görür. Kimi ailelerde ise çocuk gençlik döneminde uzaklaşır, yıllar sonra kendi araştırmaları ve düşünceleriyle yeniden yönelir.

Bir genç düşünelim: Üniversitede farklı insanlarla tanışıyor, yeni fikirlerle karşılaşıyor ve bazı konuları sorguluyor. Bu süreçte ailesinin görevi onunla tüm iletişimi kesmek değil, güven kapısını açık bırakmaktır.

Çünkü bazen insanın geri dönüş yolunu bulabilmesi için önce kendisini ifade edebileceği bir yere ihtiyacı vardır.

Son Söz Yerine: Anne Baba Elinden Gelenin Sorumlusudur

Namaz kılmayan çocuğundan bir kimse sorumlu mudur sorusunun cevabı, büyük ölçüde “Ebeveyn kendi görevinden sorumludur, çocuğun bütün tercihlerini ise taşımaz” şeklinde özetlenebilir.

Anne baba öğretmekten, örnek olmaktan, güzel iletişim kurmaktan ve doğru yolu göstermeye çalışmaktan sorumludur. Fakat insanın kalbi ve iradesi kendisine aittir.

Belki de ailelerin kendilerine sorması gereken en önemli soru şudur:

“Çocuğumun sadece davranışını mı değiştirmek istiyorum, yoksa onunla güçlü bir bağ kurarak kalbine ulaşmayı mı?”

Çünkü bazen en etkili eğitim, yüksek sesle söylenen sözlerde değil; yıllar boyunca görülen güzel örnekte saklıdır.

Bir çocuğun namazla ilişkisi sadece seccadeyle değil, o seccadeye götüren sevgi, anlayış ve güven duygusuyla da şekillenir.
 
Üst